BİLMEDİĞİNİ BİLMENİN ÖNEMİ


İnsan yavrusu sürekli soru sorar. Gerekli gereksiz (çünkü henüz neyin gerekli olduğunu bile bilmemektedir) her şeyi bilmek, öğrenmek ister. Sormuş olmak için sorar.

Büyüklerini bayacak kadar, tekrar tekrar sorar.
Herhalde bu takıntıda

(1) hayatta kalmak için ne çok şey bilmesi gerektiğini içindeki hayvanın (genlerinin) ona fısıldamasının ve
(2) büyüklere benzeme dürtüsünün rolü vardır.
Ama aynı çocuk çabucak büyür ve büyürken tavrı tamamen değişir.

Önce (bilmemeyi ayıp ve küçültücü gibi algılamaya başlayarak) sormayı keser, bilir gibi yaparak susar.

Ve sonunda bildiği, ama özellikle de bilmediği konularda ahkâm kesmeye başlar.

Her konuda bir fikir sahibi olduğunda, nihayet bir ‘yetişkin insan’ haline gelmiş demektir.

Artık hayata (çalışma hayatına ve aile kurmaya yani anne baba olmaya) hazırdır.

Artık büyük bir köşe yazarı, başarılı bir yönetici, bir film yönetmeni, bir bakan filan olabilir.

Tam zamanlı çalışma hayatında bu sene 30 yılımı doldurdum.

30 bin türlü insanla tanıştım / çalıştım.

Bir konu olduğunda, bir soru sorulduğunda “Bilmiyorum. Bir bileni bulup soralım; araştıralım, öğrenelim” diyeni hemen hiç görmedim.

Aslında soru sorana da pek rastlamadım ya…

Yine de ısrarla bilmediğimi bilmeye, Michel Chaillou’nun Crime du beau temps kitabındaki bir kahraman gibi ‘her şeye bir sorusu olan bir insan’ olmaya çalıştım.

Bilmediğimi karşımdakilere ve (daha da zoru) kendime itiraf etmenin dürüstlük olduğu kadar, öğrenmenin şartı olduğuna inandım.

(Bu arada zaman bana bazı soruların cevabını asla alamayacağımı ve cevapsız soruları daha çok sevmeyi de öğretti. Ama bu başka bir konu.)

Pierre Assouline geçenlerde ölen Jorge Semprun için (yazarak) “yanılsamalarından ziyade aslında kesinliklerinden arınmayı başardı” diyordu.

Zaman insanı şüphelerinden çok, asıl, doğru bildiğini sandıklarından arındırarak bilgeleştirir.

En büyük hile doğruluktur, diyen palavracı kimdi bilmiyorum.

Yarım yüzyıllık bir tecrübeyle bugün itiraf etmeliyim ki, dürüstlüğün çalışma hayatında faydasını değil sadece zararını gördüm.

Daha önce burada defalarca sözünü ettiğim gibi…

Bilmediğini bilmemenin ne büyük bir güç olduğunu geç fark ettim.

Bilmediğini gizlemenin gerçek erdem olduğunu nafile idrak ettim.

Cehaletin verdiği güvenin insanları tepe noktalara yükselttiğine, zirvelerin genelde birbirine kitlenmiş kifayetsiz muhterislerce fethedildiğine şahit oldum.

Bugünün değer hükümlerine kıyasla bu kadar yanlış bir yerde duran;

bugünün ölçütleriyle bu kadar başarısız bir akılsıza akıl danışma gafletinde bulunan bir genç çıkarsa,

“Kolay” diyorum “bana bak ve ne görüyorsan aksini yap!”

Benim için artık çok geç.

Ama belki bu doğrudan bir ders çıkaran olur diye söylüyorum…

Dip not: E pur si muove! Jacques Attali’nin dediği gibi “Gelecek, siyasi/coğrafi/mesleki doğrulukları/kesinlikleri açısından en mobil/esnek/hızlı olmayı başaranlara ait olacaktır”.

Yazan : Serdar Devrim
Kaynak : http://www.yenibiris.com/HurriyetIK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s